Xyeze Temasına Geç Turkuaz Temaya Geç Yeşil Temaya Geç Siyah Temaya Geç Kırmızı Temaya Geç Sarı Temaya Geç Mor Temaya Geç

KÜRESELLEŞME ÖDEV


Levent [Taksim,Istanbul,Turkey] / Siyasal Bilimler / 16 kez indirildi
küreselleşme soguk savasin sona ermesiyle dünya üzerindeki eski ideolojik sinirlar da sona erdi. görünürde tüm uluslar küresel pazara açildilar. ancak uluslar arasinda bu kez de teknolojiye dayanan bir ayrim olusmaya basladi. dünyanin yalnizca küçük bir kesimi -dünya nüfusunun yüzde 15'i- neredeyse tüm dünyadaki teknolojik yenilikleri sagliyor. dünya nüfusunun yarisi, bu teknolojileri üretim ve tüketim için kullanabiliyor. dünya nüfusunun üçte birini olusturan geriye kalan kesiminin ise teknolojiyle hiç bir iliskisi yok; ne evinde teknoloji gelistirebiliyor ne de disarida üretilen teknolojileri getirtebiliyor. teknolojiyle iliskisi olmayan bölgelerin sinirlari her zaman ulusal sinirlarla örtüsmüyor. bu bölgeler arasinda güney meksika, orta amerika'nin tropik bölgelerine yakin olan bazi bölgeler; and'lardaki ülkeler; brezilya'nin tropik bölgelerinin büyük bir kesimi; afrika'da sahra altindaki ülkeler; dagilan sovyetler birligi'nin avrupa ve asya pazarlarindan uzakta olan alanlari; hindistan'in ganj vadisi'ndeki eyaletleri gibi asya kitasi'nin içine hapsolmus bölgeler; laos ve kamboçya ile çin'in çok iç kesimlerinde kalan eyaletler yer aliyor. teknolojiyle iliskisi olmayan (özellikle de tropik) bölgeler yoksulluk kapanina yakalanmis durumda. tropik bölgelerde rastlanan bulasici hastaliklar, düsük tarim üretkenligi ve çevresel yetersizlikler, bu bölgelerin en büyük problemlerinden yalnizca bir bölümünü olusturuyor. bu problemleri çözmek için teknolojik çözümlere gereksinim var. kimi zaman gerekli teknolojiler yurtdisinda bulunabiliyor ama, yoksul ülkeler teknolojiyi satin alacak ya da bunun lisansini alacak kadar para bulamiyor. zaten genellikle disaridaki bu teknolojiler de yoksul ülkelere uygun biçimde bulunmuyor. yoksul ülke pazarlari arastirma ve gelistirme için yetersiz tesvikler sunuyor. artik zengin ülkelerin bu gerçegi anlamasinin ve buna bir tepki vermesinin zamani geldi. dünyanin yeni sinirlarinin sabit kalmadigina dikkat edin: teknolojiyle iliskisi olmayan birçok ülke pek yakinda teknolojiyi satin alan ülkeler haline gelecek. birkaç ülke ise (tayvan, guney kore ile ısrail) dünyanin bir numarali teknoloji üreten ülkeleri arasina girdi bile. ancak bu geçisler otomatik olarak gerçeklesmiyor. teknolojiyle iliskisi olmayan ülkelerde yasayan 2 milyardan fazla insanin da küresellesmeye katkida bulunabilmesi için üç tane seyin gerçeklesmesi gereklidir. öncelikle, teknoloji güdümlü yeni küresel ekonomide: teknolojik degisim ve ekonomik büyüme analizlerine cografya, kamu sagligi ve ekoloji de katilmalidir. ıkincisi, hükümetler baska ülkelere yaptiklari yardimlar konusunda daha dikkatli olmalidir; daha mantikli yardimlar yapmalidir. üçüncü olarak; uluslararasi yardimlar artirilmali ve yardim yöntemleri yeni bir biçime sokulmalidir. çokuluslu sirketler, birinci dünya üniversiteleri ile bilim kuruluslari bir araya gelmelidir. ayrica küresel kalkinmaya parasal destek saglayan resmi kuruluslarda (ımf, dünya bankasi ile bazi bm dairelerinde) reformlar yapilmalidir. küresellesmeyi yeniden gözden geçirmek kalkinma, geleneksel anlamda, fiziksel sermaye ile emegin birikimi seklinde ele alinir. ıyi idare edilen yoksul ülkeler bu baglamda avantajidir. sermaye sinirli olmakla birlikte, yeni yatirimlardan elde edilen karlar yüksektir. dolayisiyla bu karlar tasarrufu tesvik eder ve disaridan yabanci sermaye girisine zemin hazirlar. böylece zengin/yoksul arasindaki uçurum kapanir. bu sürece "yakinlasma" adi verilir. ancak teknolojinin, sermayede oldugu gibi yakinlasmasi kolay degildir. teknolojik yeniligin yol açtigi karlilik ekonomik ölçek ile baglantili oldugu için, ileri teknolojilere sahip olan bölgeler, teknolojik yenilikler gelistirmek konusunda daha avantajli bir konuma sahiptir. yeni düsünceler genellikle daha önce var olan düsüncelerin yeniden farkli sekillerde bir araya getirilmesiyle üretilir. dolayisiyla düsünce açisindan zengin olan çevreler, teknolojik yenilikleri bir tür zincirleme tepkimeyle gelistirirler. ancak tipki nükleer tepkimelerde oldugu gibi önce kritik "kütlede" düsünceye ve teknolojiye gereksinim vardir. ayrica, yenilikler gelistirmek için olan tesvik pazarin boyutuna baglidir. yeni teknolojiler gelistirmek için sabit harcamalar yapmak (ar-ge gibi) gereklidir: daha büyük bir pazar bunu çok daha iyi karsilayabilir. yeniliklerin kamu yarari açisindan ele alinmasi (baska bir deyisle yeni düsüncelerin bütünlügünü bozmadan tekrar tekrar kullanilmasi) baska sorunlara yol açar. serbest pazarlar yeni teknolojiler gelistirmek için yeterli degildir. yeni buluslarin yapilabilmesi için destekleyici kuruluslara da gereksinim vardir. ticaret alanindaki yenilikler, bugün genellikle hem temel bilimsel gorüslerin hem de uygulamali mühendisligin ürünüdür. te mel bilimsel görüsler üniversitelerde ya da kamu laboratuvarlarinda üretilir. uygulamali mühendislik kar amaçli özel sirketlerin elindedir. yeni buluslarin yapilabilmesi için akademinin, hükümetin ve sanayinin bir arada çalismasi gereklidir. bu birliktelige verilebilecek en güzel örnek ınternet'tir. gelismekte olan ülkelerde oldukça verimli olabilecek bu isbirligi görülmez. bunlarin içinde yalnizca birkaç hükümetin bilim danismani vardir. elbette bunun sonuçlari oldukca can sıkıcıdir. 1995 yilinin rakamlarina göre her birinin nüfusu milyondan fazla olan 48 tane ülke var ve bu insanlarin en az yarisi tropik bölgelerde yasiyor. ancak toplam 750 milyon insanin yasadigi bu ülkeler; patentleri 1997 yilinda yabanci mucitlerce alinmis 51.000 amerikan patentinden yalnizca 47 tanesini satin aldi. elbette, ekonominin teknolojik kapasitesi yalnizca teknolojik yeniliklere degil; bu teknolojileri disaridan alabilme kapasitesine de baglidir. bu, ancak üç ana yöntemle saglanabilir. ülkeler sermaye ve teknolojiyi ya da tüketici esyalarini (cep telefonlari, faks makinalari, kisisel bilgisayarlar gibi) ithal edebilirler. teknolojinin patentini alabilirler. ya da dogrudan dis yatirima yönelebilirler; böylece kendi teknolojisinin patentini elinde bulunduran çokuluslu girisimciler, ülke sinirlari içinde üretim yapabilir. her üç durumda da, ülkeler, teknolojiyi ithal edecek parayi karsilayabilmek için ihracat konusunda basarili olmalidir. birçok ekonomist gelismekte olan ülkelerin teknolojiyi dis ülkelerden alabilecek durumda oldugunu varsayar. ancak bu çok iyimser bir düsüncedir. teknoloji hangi yöntemle getirilirse getirilsin, her zaman cografi kosullar büyük önem tasir. teknolojiyi basariyla ithal edebilecek ülkeler büyük pazarlara ya da temel deniz rotalarina (ya da bunlarin her ikisine de) yakin olmalidir. teknoloji, meksika'ya; ya da avrupa birligi ülkelerinin komsulari olan polonya ve macaristan'a; ya da çin'in sahil kesimlerine, singapur'a, hong kong'a, güneydogu asya'nin liman sehirlerine ve güney hindistan'in kiyi eyaletlerine ulasabiliyor. ancak bu teknoloji; çok uzaktaki daglik kesimlere (and'lardaki ülkelere), karanin içinde hapsolmus gelismekte olan ülkelere (orta asya) ya da denizlerdeki limanlara uzak bölgelere (çin'in orta kesimleri ya da kuzey hindistan gibi) ayni rahatlikla ulasamiyor. küresel teknolojiyi yakalayamayan ülkeler genellikle çöker. hatta yasam standardini bile koruyamaz. bu ülkeler genellikle, dünya ekonomisinde kar marji düsmekte olan kisitli miktardaki ürünü ihraç edebilir. bakirin yerini fiber optik kablolar aldi. hintkenevirinden elde edilen elyafin yerini yeni sentetik maddeler aldi. baslica satis ürünlerinin ticaretindeki uzun vadedeki düsüs, aslinda, yeni teknolojik gelismelerin bir yan ürünüdür. demografik baskilar riski artirir. yoksul ülkelerde; sehirlesme baslayana, kadinlar egitim görene ve özellikle de çocuk yastaki ölümler azalana dek (bu unsurlar evli çiftlerin daha az çocuk dünyaya getirmelerine yol açar) hizli bir nüfus artisi görülür. ne var ki, teknoloji gelistirmeyen ülkelerde bu faktörler saglanamaz. teknoloji konusunda geri kalmislik, sehirde bulunan üreticilerin ihracat rekabetini kisitladigi için sehirlerde is bulma sansi çok azdir. çocuk yasta ölüm orani hep yüksek olarak kalir. aileler çok sayida çocuk sahibi olmayi sürdürur. dolayisiyla her bir çocuk basina düsen saglik ve egitim yatirimi azalir; nüfus hizla artmaya devam eder. bu demografik zorluklar yalnizca yoksul ülkelerde sefalet yasanmasina yol açmakla kalmaz, dünyadaki herkesi tehdit edecek çevresel zararlara da (ormanlarin yok olusu ve biyoçesitliligin azalmasi gibi) yol açar. yardim yöntemlerini yeniden gözden geçirmek dünya nüfusunun belki de 2 milyardan fazlasi, uluslararasi stratejilerini degistirmezse küresel büyümenin nimetlerinden yararlanamayacak. bu konuyu birkaç farkli cepheden ele almak gerekir. * halk sagligi ve nüfus. hastaliklar, -özellikle afrika'da sahra'nin güneyinde kalan- yoksul ülkelerde, kalkinmanin önünde bir engel ve iyoçesitliligin fazla oldugu kritik bölgelerde bir tehdit olusturuyor. yabanci yatirimcilar, ekonomisi çok kötü durumdaki ülkelerden ve kalkinmanin önünü tikayan saglik problemlerinden uzak duruyor. hasta olan çocuklarin, hem bilissel ve fiziksel özürleri nedeniyle hem de egitim-ögretimlerine ara vermek zorunda kaldiklari için yasamlari boyunca üretkenlikleri kisitlanmis oluyor. bazi ülkelerin yoksul ülkelerdeki salgin hastaliklari kontrol etmek adina verdikleri çabalar yetersiz kaliyor. afrika'daki sitma salgini yilda iki milyon insanin canini almasina karsin, bu salginin önüne geçmek için tüm dünya genelinde harcanan para, belki de 50 ila 75 milyon dolardan ancak biraz daha fazla olabilir. afrika'da aıds'i kontrol altina almak adina -geçtigimiz on yil boyunca- yilda yirmi belki de otuz milyon dolar harcandi. simdi bu hastalik afrika'da yilda iki milyon insanin hayatini aliyor; her yil 4 milyon insan bu hastaliga yakalaniyor ve genele bakildiginda hıv tasiyan 23 milyon afrikali bulunuyor. bulasici hastaliklari engellemek adina yapilan parasal yardim o kadar az ki, zengin ülkelerde yillardir düzenli olarak uygulanan asilama programi birçok yoksul ülkede hala uygulanamiyor. oysa asilamaya yapilacak çok makul bir harcamayla, afrika'da ölümlerin ve hastaliklarin önüne geçmek olanaklidir. gates vakfi tarafindan bagislanan 1 milyar dolar bu acil sorunun nihayet üs tesinden gelecek. ölümcül salgin hastaliklara karsi savas açilmasi gerekli. clinton yönetimi, gelismekte olan ülkelerdeki aıds salgininin abd'nin ulusal problemi oldugunu kabul etti. afrikali liderler, sitmanin yarattigi yikimi kismen de olsa azaltmak için yilda 1 milyar dolarlik bagis yardimi talebinde bulundular. b.m. ise aıds salgini için yilda 4 milyar dolarlik bir yardim çagrisinda bulundu. ayrica, giderek yayilan tüberküloz salginini azaltmak; kizamik, ishal gibi hastaliklardan milyonlarca insanin ölmesini engellemek için birkaç milyar dolara daha gereksinim var. zengin ülkelerin toplamda her yil 10 milyar dolar vermesi gerekiyor. birinci dünya ülkelerinde yasayan 1 milyar insandan kisi basina her yil 10 dolarlik bir harcama, milyonlarca insanin yasaminin kurtarilmasinin yaninda çok önemsiz kaliyor. * uzak bölgeleri dünyaya baglamak son yillarda nafta, meksika'yi küresel yüksek teknoloji ekonomisine dahil etti. ayrica, avrupa birligi, kuzey afrika ve orta avrupa ile yeni ticari iliskiler kuruyor. bazi ülkelere ayricalikli davranilmasi aninda bazi yararlar sagladigi bir gerçek. ancak bunun yaninda, yabanci dis yatirimi farkli bölgelere yönlendirdigi için dünyanin uzak bölgelerine zarar veriyor. küresel tasimaciligin kartellesmesi isleri daha beter hale getiriyor: uzak ülkeleri ana pazarlara baglayan ticari yollar yüksek ticaret hacmi olan yollardan çok daha düsük bir rekabet sagliyor. yoksul ülke pazarlarina da açilacak çok tarafli yeni ticaret yollari bu sorunun üstesinden gelebilir.
* Bu çalışmalar size faydalı olabildiyse sol taraftan sitemizi beğenerek bize destek olabilirsiniz...